Supernatural-Fans

Supernatural Türkiye Fan Sitesi
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Jo Harvelle diye biri vardı bir ara...
Salı Ara. 10, 2013 7:45 pm tarafından Camellia

» hey buraya bakın bide :)
Paz Ocak 29, 2012 3:23 am tarafından LuckyAngel

» Lisa Breaden
Paz Ara. 04, 2011 9:56 pm tarafından supernatural1

» x-Hack hack you
Salı Ağus. 02, 2011 12:03 am tarafından Misafir

» Virtually as cheap as download
Ptsi Ağus. 01, 2011 8:19 pm tarafından Misafir

» Louis Vuitton
C.tesi Tem. 30, 2011 9:16 pm tarafından Misafir

» En çok ağladınız film?
Paz Tem. 10, 2011 12:50 am tarafından senanur_ACKLES_seyhan

» Favori Karakteriniz?
Salı Tem. 05, 2011 10:48 pm tarafından senanur_ACKLES_seyhan

» Sohbet yeri
Ptsi Tem. 04, 2011 12:43 am tarafından senanur_ACKLES_seyhan

Dost Siteler



Anket
Hangi kadın oyuncu?
Samantha Smith (Mary Winchester)
6%
 6% [ 4 ]
Adrianne Palicki (Jessica Moore)
3%
 3% [ 2 ]
Nikki Aycox (Sarışın Meg Masters)
5%
 5% [ 3 ]
Alona Tal (Jo Harvelle)
25%
 25% [ 16 ]
Katie Cassidy (Sarışın Ruby)
22%
 22% [ 14 ]
Lauren Cohan (Bela Talbot)
14%
 14% [ 9 ]
Cindy Sampson (Lisa Braden)
5%
 5% [ 3 ]
Genevieve Cortese (Esmer Ruby)
6%
 6% [ 4 ]
Julie McNiven (Anna Milton)
5%
 5% [ 3 ]
Rachel Miner (Yeni Meg)
3%
 3% [ 2 ]
Amy Gumenick (Genç Mary)
6%
 6% [ 4 ]
Toplam Oylar : 64

Paylaş | 
 

 John Locke/Terry O'Quinn

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sydney
VIP Üye
VIP Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 411
Yaş : 28
Puan : 500
Rep : 5
Kayıt tarihi : 04/08/09

MesajKonu: John Locke/Terry O'Quinn   Perş. Ağus. 27, 2009 7:02 pm

John Locke




Tam Adı : Johnathan "John" Locke
Doğum Tarihi : 30 Mayıs 1956 (Yaş : 48 )
Ailesi : Emily Annabel Locke ve Anthony Cooper (ancak evlatlık olarak koruyucu aile yanında büyütülmüş.)
Adresi : 168 San Juan St #201, Tustin, CA 92780
Çalıştığı İşler : Katlı mağaza müdür yardımcısı (oyuncak bölümü), Welcome Home Profesyonel Ev Denetimi,
Bir kutu şirketinde tahsilat bölge yetkilisi

Neden Avustralya'da? Avustralya'da "Walkabout" olarak adlandırılan ve Aborjinler'in spiritüel yolculuğundan esinlenerek oluşturulmuş bir tura katılmak için yola çıkıyor.Ancak yürüme engelli olması nedeniyle yolculuğun ağır şartlarına ayak uyduramayacağı düşünülerek tura katılmasına izin verilmiyor.

Neden Uçakta ? Tura katılamayınca ABD'ye evine geri dönüyor.

Uçaktaki Koltuk Numarası : 24D

Göründüğü İlk Bölüm : "Pilot, Part 1" (s1b01)

Flashback Bölümleri:

(1x04) "Walkabout"
(1x19) "Deux Ex Machina"
(1x24) "Exodus, Part 2"
(2x03) "Orientation"
(2x17) "Lockdown"
(3x03) "Further Instructions"
(3x13) "The Man From Tallahassee"
(3x19) "The Brig"
(4x11) "Cabin Fever"

Johnathan "John" Locke, Oceanic 815 uçuşunun orta kısım yolcularından biri. Uçağa bacaklarındaki engel nedeniyle tekerlekli sandalyesiyle binen, hatta bunu için uçuş görevlilerinden de yardım alan Locke, adaya düşmesi ile beraber bu rahatsızlığının tamamen geçtiğini farkeder. Bu, onun Ada ile özel bir çeşit bağı olduğuna inanmasına neden olur ve böylece Locke kendini adanın gizemleri ve sırlarını araştırmaya ve ortaya çıkarmaya adar. Ancak adaya olan tutkusu, kazazedelerin kurtulma umutlarını çeşitli şekillerde baltalamasına ve adadan çıkış yollarını kapatmasına neden olur. Gerçekleştirmeyi kafasına koyduğu herhangi bir şey için şiddete varan yollar kullanmaktan çekinmeyen bir kişilik sergiler.

_________________

I'm not scared XD XD
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:17 pm

Adadan Önce

Emily Annabel Locke ve Anthony Cooper'ın çocuğu olarak dünyaya gelen John Locke, çok küçük yaşta koruyucu aile gözetimine bırakılır, pek çok değişik koruyucu aile tarafından büyütülür. Kızkardeşi Jeannie çok küçük yaşta düşüp boynunun kırılması nedeniyle ölür.



Yıllar sonra bir süpermarketin oyuncak bölümünde çalışırken annesi olduğunu söyleyen Emily ile tanışır. Emily ona "lekesiz şekilde" rahme düştüğünü, bu nedenle özel bir tasarım olduğunu söyleyerek onun "özel" olduğuna inandığı yazgısına doğru yapacağı yolculuğu başlatır. Önce ona inanmayan Locke, konuyu araştırması için tuttuğu özel detektiften Emily'nin DNA karşılaştırmasına göre annesi olmasının neredeyse kesin olduğunu, psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle hastanede yattığını ve Anthony Cooper adını taşıyan babasının hayatta olduğunu öğrenince, babasına bir ziyaret düzenler.


Anthony büyük ve güzel evinde onu sıcak bir şekilde karşılayarak, annesinin hamile olduğundan ve John'un doğumundan haberdar olmadığını söyler. Aralarında kurulan yakınlık ile Anthony John'u av partisine davet eder. John'un babasını ziyarete söylediği saatten daha erken gittiği bir gün onun dializ makinesine bağlı olduğunu görmesi ile Anthony böbrek yetmezliği çektiğini ve yakın bir zamanda böbrek nakline ihtiyacı olduğunu, ancak geçirdikleri güzel zamanı mahvetmemek için bunu ondan sakladığını söyler. John ise ona kendi böbreğini vermeyi teklif eder. Ancak başarılı geçen ameliyatın ardından uyandığında, hemşire John'a Anthony'nin ameliyatın ardından hemen hastaneden ayrıldığını, üstelik babası olduğunu bilmediklerini söyler.

Derinden sarsılan Locke'u ziyaret eden annesi de, aslında karşılaşmalarının ve sonraki tüm olayların, Anthony tarafından Locke'un kendi rızası ile kendisine böbreğini vermesini sağlamak için düzenlenen bir aldatmaca olduğunu ve bunun için kendisinin de para aldığını itiraf eder. Öfkelenen Locke babasının evine gittiğinde kapıdan içeri sokulmaz ama yılmadan her gün o kapıya gidip babasının bu aldatmacasının hesabını sormak için beklemeye başlar. ("Deus Ex Machina")



Bir süre sonra katıldığı bir öfke kontrolü terapi grubunda kendisini çok iyi anlayan Helen ile tanışır ve ilişkileri başlar. Bu ilişkinin etkisi ile Locke'un babası ile ilgili sorunları hafiflemiş görünse de babasının evinin kapısında bekleme alışkanlığından vazgeçmez. En sonunda Anthony Locke'un yanına gelerek kendisini takp etmeyi kesmesini, çünkü istenmediğini ve aldatıldığını kabul etmesi gerektiğini söyler. Ancak Locke yine de takibe devam eder, ta ki Helen onu yakalayıp da ya kendisini ya da babasını seçmesi gerektiğini söyleyene kadar. ("Orientation").


Beraberlikleri ilerledikçe Locke Helen'a daha da çok bağlanır ve en sonunda sürpriz bir piknikte ona evlenme teklif etmeye karar verir. Ancak pikniğe gidecekleri gün Helen gazetede Anthony Cooper'ın ölüm ilanını görür. Locke ve Helen son derece tenha olan cenaze törenine katılırlar ve Locke adeta babasının ölümü ile rahatlamış gibidir. Ancak kısa bir zaman sonra Anthony ortaya çıkarak bunun da bir aldatmaca olduğunu, dolandırdığı bir grup gangsterden çaldığı paraları bir banka kasasına koyduğu ve onlardan kurtulmak için de düzmece bir ölüm ilanı verdiğini, paraya ulaşmak için de Locke'un yardımına ihtiyacı olduğunu söyler. Bunun karşılığında da Locke'a $200,000 verecektir. Locke parayı alır ancak gangsterler onun evine gelip onu sorgularlar. Locke hem onlara hem de Helen'a paradan haberdar olmadığını söylese de, ardından parayı babasına teslim etmek için gittiği motel odasında Helen onu yakalar. Locke'un evlenme teklifini reddederek onu terkeder. ("Lockdown")



Helen'la ilişkisinin sona ermesinden bir süre sonra John bir çiftçiler grubuna katılır. Bu grup marihuana yetiştirip satmakta ve gizli bir şekilde kırlık bir arazide aile gibi yaşamaktadır. Bu esnada yolda otostop çeken Eddie ile tanışır ve onu da yeni "aile"sinin içine davet eder. Çirtliği gezdirirken meditasyon yapma için kullanılan ter çadırını da gösterir ve burada soru soran kişinin "avcı" mı yoksa "çiftçi" mi olduğunun anlaşıldığını söyler. Ancak Eddie aslında uyuşturucu operasyonunu yürüten bir gizli polistir. "Ailesini" korumak isteyen John onu ava götürüyormuş gibi yapıp sonunda kendisinin bir avcı olduğunu söyler ve silahı ona doğrultur. Ancak Eddie "Hayır John, sen bir çiftçisin" diye söze başlayarak onu kendisini vurmamaya ikna eder. Locke'un çiftlik macerası da bu şekilde son bulur. ("Further Instructions")

Başına gelen tüm bu olumsuzluklardan sonra depresyona giren Locke terapist gözetimine girer ve devletten maluliyet sigortası almaya başlar. Bir gün evine kendisini ziyarete gelen Peter Talbot isimli bir genç, ona annesinin Cooper ile evleneceğini, onun hakkında araştırma yaptığını, ulaşabildiği tıbbi kayıtlarından böbrek nakli geçirdiğini görünce ona bağışı yapan kişiye gelmeyi düşündüğünü ve bu tip bir bağışı alabilen birinin kötü olamayacağına inandığını söyler. Locke ona yardım edemeyeceğini söylese de sonrasında babasını bulup bu aileyi dolandırmaktan vazgeçmesini ister. Cooper kabul etmiş gibi gözükse de Locke sonrasında Peter'ın öldürüldüğünü öğrenir. Cooper'la yüzleşmeye gittiğinde babası katil olmadığını ve düğünün zaten bu olaydan sonra iptal olduğunu söyler. Locke emin olmak için Bayan Talbot'ı arayacağını söyleyip telefona uzanınca Cooper ona saldırarak sekizinci kattan aşağıya düşmesine neden olur. Locke bu olay sonucu sırtını inciterek kötürüm kalır ve tekerlekli iskemleye mahkum olur. ("The Man from Tallahassee")

Bir süre sonra bir kutu şirketinde çalışmaya başlayan Locke, burada askeri strateji oyunlarına duyduğu merak nedeniyle "Albay" olarak çağırılır. Bu esnada telefondaki arkadaşlık hatlarından birinde Helen olarak çağırdığı bir operatör ile yakınlık kurar. Hatta onu kendisi ile bir geziye gelmesi için ikna etmeye çalışır ama kadın reddeder ve "ilişki" biter. Locke bu arada sakatlığının kendisini engellemesine izin vermez ve Avustralya'ya bir "walkabout" turuna çıkmaya karar verir. Ancak oraya vardığında tekerlekli sandalyesi le tura katılmasının mümkün olmadığı söylenir. Buna çok kızan ve çılgınlar gibi "Bana ne yapamayacağımı söylemeyin!" diye bağıran Locke, bu sözleri ile aslında karakter özelliklerini de çok iyi bir şekilde anlatır. ("Walkabout")

Başka çaresi kalmadığından ABD'ye geri dönmek için 815 numaralı Oceanic seferine biner. Bu esnada havaalanında Rose ve Walt ile karşılaşır. Rose ile adanın iyileştirici özelliğine olan inançları gibi bir ortak noktaları olacağından henüz haberdar değildir. ("Exodus, Part 2") ("S.O.S.")
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:19 pm

Adada (Sezon 1)

Uçağı adaya düşmesinin ardından Locke'un gözlerine inanamadan farkettiği ilk şey tekrar yürüyebildiği olur. İlk şaşkınlığını üzerinden atan Locke, hemen yaralılarla uğraşan Jack'in yardımına koşarç Bu şekilde Jack-Locke ortaklığı da başlamış olur. ("Pilot, Part 1")

Bir "İnanç Adamı" (Man of Faith) olan Locke, tekrar yürüyebilmesinin nedeninin ada olduğuna, burada bulunmanın onun kaderi olduğuna ve herşeyin bir nedeni olduğuna inanarak tüm kazazedeler arasında halinden en mutlu kişi olarak göze çarpar.


Michael ve Kate ile domuz avına çıktığında Monster"ı ilk gören kişi de o olur. Sonrasında bunu Jack'e "Adanın gözlerinin içine baktım, ve gördüğüm şey... "çok güzeldi". diye anlatır. Eko'ya da aynı görüntüyü "parlak bir ışık" olarak tarif eder. Bu yaşadığı deneyim, onun adayı her biri için planı olan bir varlık olarak nitelendirmesine yol açar. ("Walkabout")

Hatta bu inanç ve adaya duyduğu bağlılık ile, radyodan duydukları sinyalin kaynağını bulmak için uğraşan Sayid'i kafasına vurup bayıltarak ekipmanını kırar. Herkesin başta Sawyer'dan şüphelenmesine neden olan bu olayın kendi tarafından gerçekleştirildiğini Sayid?e itiraf etmesi ise oldukça gecikmeli gerçekleşir. ("The Moth")


Locke herkes tarafından saygı gören ve sağlam duruşu olan bir adam portresi çizer. Bunun en önemli nedeni sahip olduğu yetenekler ve bunları gerektiği anda ustalıkla kullanabilmesidir. En önemli yetenekleri arasında
- İz sürme (ki hem ormanı keşfetme, hem de kaybolan kişileri bulma konusunda kazazedelere yardımcı olur)
- Avcılık (ki yakaladığı ve üstelik dersini de yüzerek pişirmeye hazır hale getiridği domuzlar kampın yemek krizi yaşamasını engeller)
- Azim (Locke sayesinde Charlie eroin bağımlılığından kurtulur ve bu olay onları, daha sonraki tatsız olaylara kadar, oldukça yakınlaştırır.)


Charlie ve Claire'in Ethan tarafından kaçırılmasının ardından Boone ile beraber iz sürmeye başlayan Locke, bu arada tesadüf eseri bir kapak bulur. Günlerce herkesten gizli bir şekilde yüzeye çıkardıkları kapağı açmanın bir yolunu arayan Locke, Boone'a da kimseye bir şey söylememesini tembih eder, ancak Boone bu durumu Shannon ile paylaşmak isteyince Locke onu durdurmak için halüsinasyon etkisi yaratan bir karışımla kendinden geçirir. Bu esnada Boone da adanın sırlarına yaklaşır ve Shannon'a olan adeta saplantı düzeyindeki bağlılığından da kurtulur. İkisinin arasındaki işbirliği bu olaydan sonra daha da güçlenir. ("All The Best Cowboys Have Daddy Issues" & "Hearts and Minds")

Yine Boone ile beraberken Ethan tarafından Staff İstasyonu'nda alıkonan ve Danielle tarafından kaçmasına yardım edilen Claire'i bulur ve kampa getirir. Bebeği için bir beşik yaparak onu ne kadar önemsediğini gösterirken Locke'un nazik ve sevecen yanı da ortaya çıkar. Sonrasında da Claire'e adeta bir koruyucu gibi sahip çıkar. ("Special" & "Numbers")


Ancak yine de kapak konusundaki saplantısı devam etmektedir. Bir mancınık ile kapağın camını kırmaya çalışırlar ancak başarısız olurlar. Bu arada mancınıktan kopan bir parça bacağına saplanır, ancak Locke bu durumu Boone kendisine söyleyene kadar farketmez. Böylece tekrar bacaklarının hissizleştiğinin farkına varır. Kapağı açmak için adadan bir işaret bekleyen Locke'a beklediği işaret bir imgelem şeklinde gelir. Küçük bir uçağın adaya düştüğünü, annesinin de bu uçağın olduğu yeri gösterdiğini görür, ardından üstü başı kan içindeki Boone'un "Theresa merdivenlerden iniyor, Theresa merdivenlerden çıkıyor" tekerlemesini söylediğini işitir. Kendine geldiğinde Boone ile beraber ağaçta asılı kalmış küçük uçağı bulurlar. ("Deux Ex Machina")


Bacaklarının hissizleşmesini adanın kendisini terketmesine bağlayan Locke, Boone'un uçağa çıkmasını seyreder. Boone uçağın içinde bulduğu telsizle haberleşmeye çalışır, ama bu sırada uçak tehlikeli bir biçimde sallanmaya başlar. Locke Boone'u aşağıya inmeye ikna etmeye çalışsa da telsize dalmış olan Boone bunu farketmez ve uçakla beraber aşağıya düşerek ağır bir biçimde yaralanır. Locke onu kampa götürür ama Jack'e avlanırken bir kayalıktan düştüğünü söyler ve hemen kapağa geri döner. Jack olanları bilmediğinden belki de Boone'a ihtiyacı olan müdahaleyi yapamaz, kendi kanını vermek için uğraşsa da Boone'u kurtarmayı başaramaz. ("Deux ex Machina" & "Do No Harm")


Kapağa geri dönen Locke, ada ile konuşarak istediği herşeyi yaptığını, kendisinden başka ne istediğini bilmediğini söyleyerek bağırır ve öfkeyle camı yumruklar. Aniden camdan dışarıya kuvetli bir ışık süzülür ve çabucak kaybolur. Ancak bu küçük olay Locke'un inancının tekrar güçlenmesine neden olur. ("Deux Ex Machina")


Boone'un cenazesi için kampa döndüğünde üzerindeki tişörtte hala Boone'un kanı vardır. Boone?un ölümünün kendi hatası olduğunu söyleyerek kapağı, uçağı, telsizi, kısacası tüm olanları anlatır ve Boone'un bir kahraman olduğunu söyler. Jack ise bunun düpedüz bir cinayet olduğunu ve Locke'un yalan söylediğini haykırarak Locke'a saldırır ancak Sawyer ve Charlie onu sakinleştirir. Boone?un son sözleri kapak ve Locke'un bundan kimseye bahsetmemesini söylemesi olduğundan, Jack Locke'un hala yalan söylediğine inanmaktadır. Locke'un başsağlığı dilediği Shannon da ondan intikam alma hisleriyle doludur. Sonuç olarak, bu olay ve söylediği yalan tüm kampın ona olan güveninin sarsılmasına ve antipati duymalarına neden olur. ("Do No Harm" & "The Greater Good")


Adadan çıkış için Michael'ın yaptığı ilk sal yanınca herkes birbirini suçlarken Locke ortaya çıkar ve "Birbirimizi parmağımız ile gösterip suçlamakla o kadar meşgulüz ki, su götürmez bir gerçeği göz ardı ediyoruz. Problem burada değil, (ormanı göstererek) orada. Bize saldırdılar, sabote ettiler, kaçırdılar, öldürdüler. Bu adadaki tek insanlar biz değiliz, ve hepimiz de bunu biliyoruz." der. Bu herkesi kendine getiren bilgece bir konuşma olsa da dürüst değildir, çünkü Locke gerçekte Walt'tan şüphelenmektedir. Kısa sürede onun itiraf etmesini sağlar ama sorumlunun o olduğunu kimseye söylemez. ("In Translation" & "The Greater Good")


Grupla yaşadığı ayrılık da uzun sürmez ve Jack, Kate, Hurley ve Rousseau ile kapağı havaya uçurmak için dinamit almak amacıyla Black Rock'a gider. Bu sırada da Monster tarafından bir çukura doğru sürüklenir, ancak Jack tarafından, Kate'in çukura bir dinamit fırlatması ile kurtarılır. Burada dikkat çeken ise, Locke'un Jack'e "Bırak beni çeksin, hiçbir şey olmayacak" demesidir. Locke, gerçekten de Monster'ın kendisine zarar vermeyeceğine inanmaktadır. ("Exodus, Part 1" & "Exodus, Part 2")


Kapağa geldiklerinde, Hurley kapak üzerindeki rakamları görerek kapağı açmamaları konusunda onlara baskı yapar, ancak yine de kapak havaya uçurulur. Birinci sezon, Locke ve Jack'in kapaktan aşağıya bakmaları ise sona erer. ("Exodus, Part 2")
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:21 pm

Adada (Sezon 2)

Sonradan Dharma Girişimi'nin Swan (kuğu) İstasyonu olduğu anlaşılan ambara girdiklerinde Locke istasyondaki bilgisayara sayıları girmekten sorumlu Desmond tarafından yakalanır. Desmond'ın kaçışının ardından sayıları girme görevini üstlenen Locke, bunun son derece önemli olduğundan kazazedeler arasında bu görevi üstlenmek için bir vardiya sistemi kurar. ("Man of Science, Man of Faith", "Adrift", "Orientation").

Charlie'nin küçük uçaktan eroin dolu Meryem Ana heykellerini aldığını öğrenen Locke bunu bir güven ihlali olarak algılar. Sonrasında Charlie'nin rüyasında vaftiz edilmesi gerektiğini gördüğü için Aaron'ı kaçırmasına çok sert tepki gösterir ve onu hırpalar. Ardından Claire'e koruyucu bir şekilde, adeta bir baba gibi yanaşır, ancak bu durum Charlie'nin kıskanmasına ve düşmanlığına neden olur. ("Abandoned", "Fire + Water")

Locke bu arada Paulo'yu kumsalda elmaslar olduğunu bilmediği bir şeyi gömerken görür ve onu "bu adada hiçbir şeyin gömülü kalmadığı" yolunda uyarır. ("Expose")


Başta kendini Henry Gale olarak tanıtan Ben'in yakalanması ile Locke ve Jack arasında grubun liderliği ve karar alma süreçleri ile ilgili sürtüşme yaşanmaya başlar. Ben'in Henry Gale olduğu konusunda söylediklerine inanan Locke, lockdown sırasında bacakları kapının altına sıkıştığında da bilgisayara sayıları girmesi için ondan yardım alır. Bu arada kapının üzerinde önce Radzinsky, ardından Kelvin tarafından yapılan gizli haritayı görür. ("One of Them", "Lockdown")

Ben'in yalan söylediğinin ortaya çıkması ve düğmeye hiç basmadığını ama hiçbir şey olmadığını söylemesi, Locke'un da bazı şeylerden şüphe etmesine neden olur. Rose'un "adanın iyileştirici gücü" konusunda kendisi ile aynı düşünmesi onu biraz rahatlatsa da yine de içi rahat değildir. ("S.O.S")


Locke bu arada kendisini kapının üzerinde gördüğü haritayı hatırlamak için zorlamaktadır ancak bu konuda oldukça başarısızdır. Net olarak hatırladığı tek şey ise ortadaki soru işaretidir. Nitekim, Eko, hayalini gördüğü Ana Lucia ve Yemi'den, Locke'a soru işaretini bulması için yardım etmesi gerektiğini yönünde mesajlar alınca, o sırada Michael sayesinde kaçmış olan Henry'yi arama bahanesi ile Locke'u ormana götürür ve gerçek niyetini açıklar. Locke önce bunu istemese de sonrasında beraberce Boone'un ölmesine neden olan uçağın bulunduğu yere kadar gelirler. Burada Yemi ile ilgili bir rüya gören Locke, Eko'nun kayaya tırmanarak aşağıya doğru baktığında dev soru işaretini ve aslında uçağın bir şeyi saklayacak şekilde durduğunu görmesini sağlar. Uçağın altını kazdıklarında yeni bir kapak bulurlar.

Bu kapağın altında Dharma'nın istasyonlarından Pearl (İnci) yer almaktadır. İçinde pek çok monitörün yer aldığı bu istasyonda başka bir oryantasyon videosu bulurlar. Bu video, Swan?da sayıların bilgisayara girişinin sadece bir psikolojik test olduğunu gösterince, bunu ve Henry'nin düğmeye basmadığını söylemesini birleştiren Locke adaya olan inancını kaybeder. Ancak Eko, rüyasının etkisi ile bu görevin çok önemli olduğunu düşünüp kendisinin devralacağını söyler. ("?")

Locke düğmeye basmanın anlamsız olduğunu göstermek için, o arada geri dönen Desmond'ın yardımı ile bir lockdown gerçekleştirip Eko'yu da dışarı atar. Geri sayımın bitmesini beklerken Desmond, Pearl'de buldukları bilgisayar çıktılarına baktığında, düğmeye basmakta gecikmesinin bir sistem hatasına neden olduğunu ve bunun da uçağın düşüşü ile aynı zamanda olduğunu farkeder. Düğmeye basmak istediğinde Locke bilgisayarı parçalar. Geri sayım bittiğinde elektromanyetik enerji artmaya başlar, herşey havalarda uçuşur. Locke'un o arada içeri giren Eko'ya tek diyebildiği "Yanılmışım" olur. Bu sırada da Desmond güvenlik anahtarını çevirerek ambarın içe doğru patlamasına neden olur. ("Live Together, Die Alone")
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:24 pm

Adada (Sezon 3)

Locke ambarın patlamasının ardında ormanın içinde uyandığında konuşamamaktadır. Sahile geri döner ve Charlie'nin gönülsüz yardımıyla Eko'nun kilise inşa etmeye başladığı yerde bir ter çadırı kurar. Burada halüsinasyon gördürecek bir karışım yardımıyla Boone'nun da içinde bulunduğu bir imgelem görür. Burada Boone onu adadaki pek çok kişinin yeraldığı bir havaalanına götürür ve devamlı olarak ona "Kendi pisliğini temizlemelisin" der. Locke burada Boone'un kastettiğinin Eko'yu kurtarması olduğunu anlar; pisliği de Eko'nun karşı çıkmasına rağmen düğmeye basmayı engelleyip ambarın patlamasına neden olmasıdır. İmgelemin ardından konuşmaya başlayan Locke, Charlie'ye Eko'nun bir kutup ayısı tarafından inine götürüldüğünü söyleyerek ondan yardım ister. Beraberce gidip Eko'yu bulurlar ve Locke mağaraya girip onu kurtarır. Hurley'nin Jack, Kate ve Sawyer'ın Others tarafından alındığını söylemesi üzerine, Locke gidip onları kurtaracağını ve isteyen kişilerin kendisine katılabileceğini söyler. ("Further Instructions")

Her ne kadar bu hareket herkes tarafından takdirle karşılansa da sonradan yaptıkları Locke'un bu hareketinin dürüstlüğü konusunda şüphe uyandırıcıdır.


Locke, Sayid, Nikki ve Paulo ile beraber Eko'nun peşinden Pearl'e giderler ve buradaki monitörler yardımıyla başka istasyonları görüp göremeyeceklerini anlamaya çalışırlar. Sayid'in kabloları bağlaması ile monitörlerden birine görüntü gelir, ve böylece (sonradan adının Mikhail Bakunin olduğunun öğrenileceği) bir bilgisayar ve başka ekipmanların olduğu bir odada bulunan tek gözü kapalı bir adamı görürler. Adam seyredildiğini anlayınca kamerayı kapatır. John "Sanırım bizi bekliyor olacak" diyerek bu istasyonu bulabileceğini ima eder. ("The Cost of Living")


Duydukları gürültü ile Pearl'den çıktıklarında Eko'nun Monster tarafından hırpalanmış vücudunu bulurlar. Locke, Eko'nun ağzından dökülen son sözlerin "You are next" ("Sıradaki sensin" ya da "sizsiniz") olduğunu söyler. Locke sahildekilerin bir ölümü daha kaldıramayacaklarını düşünerek Eko'nun cesedinin orada gömülmesini ister. Ayrıca Monster'ın Eko'yu öldürmesinin nedenini bulmak istediğini de belirtir. Bu sırada Eko'nun üzerine bazı sözcükler kazıdığı sopasına bakan Locke'un ilgisini "Gözlerini kaldır ve kuzeye bak. John 3:05" sözleri çeker. Bunun kendisini yönlendirecek bir mesaj olduğunu düşünen Locke'a, bu mesaja çok güvenmese de Sayid, ardından da Jack'i bulmak ve kurtarmak konusunda kararlı olan Kate ile Kate'in isteği ile Danielle katılır. ("I Do" &"Tricia Tanaka Is Dead")


Bu istikamet onları daha önce monitörde gördükleri (ve sonradan Others üyesi olduğunu öğrendikleri) Mikhail'in bulunduğu Flame (Alev) İstasyonu'na götürür. Locke burada bilgisayarda bir satranç oyununa takılır ve Mikhail'in "bilgisayarın hile yaptığı ve yenilemediğini" söylemesine rağmen oyunu kazanır. Ortaya çıkan gizli videoda Swan'daki videodan tanınan Mark Wickmund, bir dizi komut sıralar. Locke bunun üzerine "istasyonun düşman tarafından ele geçirilmiş olması halinde" girilmesi gereken kod olan 77'yi tuşlar. Grup Flame'den Mikhail ile ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra istasyon patlar. ("Enter 77")


Sayid'in kızgınlığına rağmen grup yanlarında Mikhail ile beraber, Sayid'in Flame'de bulduğu haritada yer alan ve Others'ın yerleşim yeri olarak düşündüğü "Barakalar"a doğru ilerler. Bu esnada Mikhail yaptığı bir konuşmada adaya denizaltı ile getirildiğini anlatır ve hiçbirinin Jacob'ın listesinde (defolu olmaları nedeniyle) yer almadığını söyler. Hepsini tanıdığını ama onun tanıdığı Locke'un felçli olduğunu söylerken sözünü tamamlayamadan Danielle ses dalgalı güvenlik sistemine geldiklerini haber verir. Locke güvenlik sistemini test etmek için Mikhail'i direklerin arasına iter ve Mikhail, Locke'a teşekkür ederek ölür (). Hem Mikhail'in ölmesi hem de bu durumun Others'ı gelişleri ile ilgili alarma geçirmiş olma ihtimali Sayid ve Locke'un gerginleşmesine neden olur. Locke'un (daha öncesinde istasyonun altının C4'ler ile kaplı olduğunu bilmediğini ve bu nedenle 77'ye basmakta sakınca görmediğini söylemesine rağmen) çantasından Flame'den aldığı anlaşılan bir C4'ün çıkması ortamı daha da gerginleştirir. Artık herkes Locke'un yalan söylediğine, güvenilir olmadığına ve kimseye danışmadan aldığı kararların yıkıcı ve ölümcül sonuçlar doğurduğuna inanmaktadır. Sayid, onun geliş amacının Jack ile ilgisi olmadığını söyleyerek bu güvensizliğini açıkça ortaya koyar. ("Par Avion")


Barakalara vardıklarında Locke doğruca Ben'in evine gider. Burada Ben onun hakkında, tekerlekli sandalyeye nasıl mahkum kaldığı da dahil olmak üzere herşeyi bildiğini açıklar. Locke'un istediği ise denizaltıdır. O sırada gelen Alex'i de yakalar. Richard Alpert ve Tom'un Kate ve Sayid'in yakalandığını söylemek için gelmesi üzerine Alex ile dolaba saklanan Locke, burada Ben'in Richard'ın "Tallahassee'li adam"ı getirmesini istediğini duyar. Richard'ın gidişinin ardından Alex'e Sayid'in çantasını getirmesini söyler.

Ben'in sakatlığı ile ilgili olarak "canını yaktı mı?" sorusunu sırtındaki acı olarak algılayan Locke bu sorunun üzerinde durmaz. Ben, Locke'un Flame'de bulunduğunu öğrenince oradan C4'leri getirdiğini ve amacını adadan kaçmak değil, adadan tek kaçış yolu olan denizaltıyı havaya uçurmak olduğunu anlar. Ben'in türlü manipülasyonuna maruz kalan Locke'a en ilginç gelen Ben'in adada saklı olan ve dilekleri yerine getirebilen bir "sihirli kutu"dan bahsetmesi olur. Ama yine de fikrinden vazgeçmez. Ben ona denizaltıyı havaya uçurarak kendisini insanlarının önünden zor duruma düşüreceğini ve tek başaracağı şeyin aslında Jack'in adadan gitmesini engellemek olacağını söylese de Locke planını uygulayarak denizaltını patlatır. Sonrasında yakalanan Locke'a Ben Jack'in adadan gitmemesi için bir yol aradığını ve dileğine karşılık olarak Locke'un geldiğini söyler. Locke artık "sihirli kutu" ile ilgili bir şey duyamayacağından emin olduğunu söyleyince Ben bu kutudan onun için çıkan şeyi ona göstereceğini söyleyerek onu kapalı bir kapının önüne getirir. Locke'un ada ile ilişkisi nedeniyle özel olduğunu düşündüğünü ve ona daha fazla şey göstermek istediğini söyler. Ayrıca, daha önceki "canın yandı mı?" sorusunu da aslında babasının kendisini, öldürmek istemesinden dolayı acı çekip çekmediğini anlamak için sorduğunu belirtir. Denizaltıyı patlatmasının asıl nedeninin de burasının babasının kendisine ulaşamayacağı tek yer olması olduğunu söyler. Kapıy açıp odadakini gösterdiğinde ise Locke şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez. Elleri bağlı ve yüzü gözü morarmış bir şekilde sandalyede oturan kişi Anthony Cooper, yani babasıdır. ("The Man From Tallahassee")


Locke sonrasında bilinmeyen bir yöne yolculuklarında Others arasına katılır. Kate'e bu durumu haber vermek için gittiğinde, Kate ona kendisini eve götürmeye söz verdiklerinde bunu tutmaları için Others'a güvenemeyeceğini söyler, ancak Locke'un niyeti zaten adada kalmaktır. Locke, Kate'i de götürebilmek için onu savunduğunu, iyi, akıllı ve dürüst biri olduğunu söylediğini, ancak Others'ın onun geçmişini iyi bildiğini ve bağışlamanın onlara göre olmadığını anlatır. Locke barakalardan Others ile beraber ayrılırken, Kate, Jack, Sayid ve Juliet de geride bırakılmıştır. ("Left Behind")


Others'ın yanında harabelere kadar gelen Locke burada Cooper'ın büyük bir sütuna bağlı olduğunu görür. Çadırına kurmasına yardım ettiği Cindy de, diğerlerinin Locke'a yönelen merak ve hayranlık bakışlarının , onun uzun süredir "beklenen" kişi olmasından kaynaklandığını söyler. Ben'in de onun özel olduğunu söylemesi ve yanına geldiği andan itibaren ayaklarındaki hissin geri dönmesini onun varlığına bağlaması gururunu okşasa da, adaya bağlılığını kanıtlamak ve Ben'in ona adanın sırlarını açıklamasını sağlamak için babasını öldürmesi gerektiğini söylemesi de çok şaşırtır. O gece Locke'u uyandırarak eline bir bıçak tutuşturan ve tüm kampın gözleri önünde babasının yanına öldürmesi için getiren Ben, Locke'un bunu yapamayacağını söylemesi ile "Locke'un beklenen kişi olmadığı için üzgün olduğunu" tüm kampa duyurur ve onların da yüzünde belirgin bir hayalkırıklığı görülür. Ancak imdadına yetişen Richard, Locke' babasını öldürmek isteyecek başka birinin dosyasını verir ve Ben'in amacının onun zayıf görünmesini sağlamak olduğunu söyleyerek bu oyuna düşmemesi için onu uyarır. Verdiği dosya ise Sawyer'a, yani James Ford'a aittir.


Kampa dönen ve Sawyer'ı bulan Locke ona Ben'i kaçırdığını ve Sawyer'ın onu öldürmesini istediğini söyler. Black Rock'a getirdiği Sawyer'ı odaya sokup kapıyı kilitlediğinde Sawyer aslında burada tutulan kişinin Ben değil Anthony Cooper olduğunu görür. Black Rock'a dinamit almak için gelen Danielle'in de gördüğü Locke'un beklentisi karşılanır : Sawyer içeride gerçeği farkedip de karşısındaki adamın ailesini dolansıran gerçek "Sawyer" olduğunu anlayınca zincirlerle boğarak Cooper'ı öldürür. Black Rock'ın dışında perişan durumdaki Sawyer'a Juliet'in bir köstebek olduğunu da açıklayan Locke, ona Ben'in dinlemekte olduğu ve Sun'ın hamileliğinden bahseden kasedin yer aldığı teybi verir. Cooper'ın cesedini sırtlanan Locke Others'ın bıraktığı izleri takip ederek onlara ulaşır. ("The Brig")


Others'a babasının cesedini götüren Locke artık adanın sırlarını öğrenmek konusunda daha da ısrarcıdır. Mikhail'in gelişi ve adaya inen paraşütçüden bahsetmesi bile Locke'un Ben'i kendisini Jacob'ı görmeye götürmesi için yaptığı zorlamaları durdurmaz, hatta bunun için Mikhail'e saldırıp yumruklayarak onun anlatacağı şeyleri anlatamaması sağlayarak Ben'e gitmeleri için baskı yapar. Jacob'ın yaşadığı yere ulaştıklarında Locke'un ilk dikkatini çeken etrafı çeviren gri toz olur. Ben ona tozu ellememesi için uyarıda bulunur ve içeriye girerken de teknolojiye sevmeyen Jacob'ın ışıktan hoşlanmadığını belirterek feneri söndürmesini ister. Locke bu isteği yerine getirir ancak içeride Ben'in konuştuğu kimseyi ne görebilir ne de duyabilir. Bu da Ben'in yalan söylediğini ve hatta deli olduğunu göstermektedir ona göre. Oysa Ben de onun Jacob'ı görememesinden adeta hastalıklı bir mutluluk duyduğunu saklayamaz, çünkü bu Locke'un "kısıtlı" olduğunu göstermektedir. Ancak Locke arkasını dönüp çıkarken "Bana yardım et" diyen kalın bir ses duyar, hatta bunu Ben sanar. Ama Ben bunun kendisi olmadığını söyler. Bu arada çıkan arbedede Ben Jacob'ı durdurmak için onun oturduğunu söylediği sandalyeyi tutar ama arkaya doğru fırlatılır. Odada aniden başlayan yangın yine aniden söner ve Locke kendisini güçlükle dışarıya atar. Ben de dışarıya çıktığında kendini toparlamakta zorlanır gibi gözükmektedir.


Ertesi gün Ben Locke'u açık bir toplu mezara götürür. İçeride DHARMA üniformalı pek çok iskelet bulunmaktadır ve Ben bunların "onun insanları" olduğunu ama tasfiyede öldürüldüklerini, kendisinin ise onların arasında yer almayacak kadar akıllı olduğunu söyler. Locke belinden Alex'in kendisine ihtiyacı olabileceği düşüncesi ile vermiş olduğu silahı çekmek isterken Ben daha hızlı davranarak onu midesinden vurur ve Locke da mezara düşer. Ben ısrarla "Jacob sana ne dedi?" diye sorar. Locke'un ""Bana yardım et" dedi" demesi üzerine "o zaman umalım da Jacob sana yardım etsin" diyerek arkasını dönüp gider ve onu mezarda ölüme terkeder. ("The Man Behind the Curtain")


Locke bir süre mezarda kendine geldiğinde yine bacaklarını oynatamamaktadır. Acı ve çaresizlik içinde cesetlerden birinden zorlukla aldığı silahı alnına doğrultur. Neredeyse tetiği çekecekken çukurun tepesinde aniden Walt belirir ve durmasını, yürüyebileceğini, yapması gereken işler olduğunu söyler.


Naomi gemisine çağrıyı göndermek üzereyken radyo kulesine varan Locke fırlattığı bıçakla Naomi'yi ensesinden vurur. Şaşkına dönen Jack eline uydu telefonunu alınca Locke ona çağrıyı yapmaması için yalvarır. Jack'in karşı koyması üzerine onu öldürmekle tehdit eden Locke bunu yapamayacağını anlayınca "Bunu yapmak zorunda değilsin" diye çaresizlik içinde Jack'e seslenir. Ama Jack gemiye ulaşır ve yerilerini bildirir. Bunun üzerine Jack'in kararından dolayı hayal kırıklığına uğramış olan Locke arkasını dönüp gider. ("Through the Looking Glass")
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:26 pm

Season 4 (Days 91-100)

John found Hurley screaming for help after he discoverd Jacob's Cabin. Hurley told Locke about Charlie's death and the general situation. Locke stated that if they allowed Jack to contact the people on the boat, then Charlie would have died for nothing.

When Locke and Hurley reached the cockpit where the other suvivors were meeting, Sayid argued with Locke about his true intentions, mainly about the fact he blew up the submarine. As the radio tower group arrived at the cockpit, Jack snuck up on him, knocked him to the ground, grabbed the gun and aimed at Locke's head. Locke assured Jack that he won't kill him, just as he wouldn't kill Jack. However, Jack pulled the trigger in anger only to discover the chamber is empty. Jack began to beat Locke and was pulled off him by the rest of the suvivors.

Locke informed everyone that the people coming to the Island are the bad guys, and that if they want to live they need to come with him. His intentions were for them to go to the Barracks, as the Others abandoned them. Jack argued, saying that Locke was insane and only crazy people would leave with him. Though many people were loyal to Jack, some choose to leave with Locke: Hurley, Claire, Ben, Danielle, Karl, Alex, Sawyer, and a few other minor survivors. Locke and his group then left the cockpit to go to the Barracks. ("The Beginning of the End")

Before going to the Barracks, Locke told his group that they have to take a "detour" to a cabin. He was surprised when Hurley made a comment suggesting that he saw the cabin (in a place it wasn't supposed to be). He explained to Sawyer that he was told to go to the cabin by Walt, who also told him that the people on the freighter were bad and that Naomi needed to be stopped. When pressed, Locke said that he didn't question what he was told because Walt saved his life. He informed the others about being shot and left for dead by Ben. Sawyer didn't believe that Locke would heal so quickly from being shot, so Locke showed him the wounds from the bullet going right through him, and said that he probably would have died if he still had a kidney in that area.

A short time later, Locke told Sawyer that they could not kill Ben because he had information about the island they needed. Sawyer was skeptical and warned John that Ben probably already had a plan to undermine the survivors. Locke's group then found Charlotte in the jungle. When she revealed that she had a transponder so other members of her team could find her, Locke told her that they didn't want to be found, and tied the transponder to Vincent to ensure that they won't be tracked. He took Charlotte hostage, but Ben took a gun from Karl and shot her (though she turned out to be wearing a bulletproof vest). Locke told Sawyer that he was right about Ben, and was preparing to shoot him (despite protests from Alex and Claire), when Ben offered him information. Locke demanded to know what the monster was, to which Ben replied that he didn't know, but started instead reciting information about Charlotte and the rest of her team. Ben told Locke that they were a threat, and revealed that they came to the Island looking for him, as well as the fact that he has a spy on the boat. ("Confirmed Dead")

Later that day Locke and his faction found the circle of ash, but John was unable to locate Jacob's cabin. When Hurley asked if they could let Charlotte go, Locke argued, threatening him and stating that he was the leader. They then journeyed to the barracks, where Locke's faction tied up Hurley and put him in Juliet's closet. He then captured Sayid and put him in the gameroom with Ben. He later went into the gameroom to talk with Sayid, and traded Charlotte, whom he had been unsuccessful in questioning, for Miles. ("The Economist")

The next day he made breakfast for Ben, but Ben belittled him so badly that Locke withdrew the breakfast tray, shattering it against the wall. Kate came to Locke's house later, asking to see Miles. Locke refused, stating that he was not running a democracy. Later, Sawyer went to his house, and offered to play backgammon. Sawyer then revealed to Locke that Kate was planning to break Ben out. They ran to see if Ben was with Miles, but Miles was gone. They intercepted Kate and Miles down in the basement, and Locke told Kate to return to her house. He then banished her from the group, and told her to leave by morning. Locke later questioned a strung-up Miles in the boathouse. He introduced himself by name and says that he was "responsible for the well-being of the island." Locke then shoved a live grenade in Miles' mouth and left him, telling him to "enjoy his breakfast". ("Eggtown")

Locke later revealed to Claire that he had made no progress in trying to get Miles to speak up, and Claire asked to speak to Miles herself, only to be denied by Locke. Locke then took Ben another meal only to be taunted once more. Locke kept his cool this time however, and ultimately the two made a deal for Ben to tell Locke everything he knows about the Freighter, in exchange for his freedom. Locke agreed after Ben claimed to have visual evidence, and Ben went on to show Locke that the owner of the boat was Charles Widmore, and also revealed to Locke that his "man on the boat" was Michael. Locke held up his end of the bargain as well, as Ben was later seen walking into his own house freely. ("The Other Woman")

Locke held a meeting at his house to inform everyone of everything he knows about Ben and about the crew of the Kahana. He made Miles confess that his team was traveling to the Island in search of Ben, and Ben revealed in turn that Michael was his spy on the freighter. After the meeting, Sawyer confronted Locke and demanded to know why Miles wanted $3.2 million from Ben. Locke replied that he didn't consider this to be an important issue, apparently believing that Ben doesn't have access to such a large amount of money. ("Meet Kevin Johnson")

While playing a board game with Sawyer and Hurley, Locke answered a phone call. The voice on the other side repeated "code 14 J" over and over. After deliberating over what to do, Locke and Sawyer went to tell Ben what had happened, which leaves Ben grabbing a hidden gun and yelling "They're here!". Ben led Locke back to his house and told Locke if he wanted to live, Ben was his best chance, and that Ben needed Locke to survive the attack. Once inside the two began to block off the door. When Ben brought everyone outside to see the Monster attacking the mercenaries, he told Locke he had to say goodbye to his daughter and that he'll catch up with Locke when he's done. When Ben reunited with what remained of Locke's group, he told them that they had to go to Jacob, at which point Sawyer decided he had had enough with these "wackos" and was going back to the beach, along with Claire and Miles. Locke argued that they were going to keep Hurley, to which Sawyer agreed, saying if Locke got Hurley hurt Sawyer would kill him. Locke, Ben and Hurley then set off to visit Jacob. ("The Shape of Things to Come")

After walking the whole day, John decided to make camp. At night he had a strange dream, in which Horace Goodspeed asked John to find him, commenting that Jacob has been waiting for him for a really long time. After that Locke made his way to the mass grave, where he found Goodspeed's corpse. In his pocket John found a map to the cabin, which he immediately followed with Ben and Hurley, successfully. Both refused to enter the cabin though, and Ben told John that his (Ben's) time as the leader was over and Locke's time had begun. Inside the cabin, Locke found Christian Shephard and much to his surprise, Claire, who seemed to act very strange to him. Christian, speaking on the behalf of Jacob, said to Locke that all minor questions he had would very soon not matter since the freighter people were already on the way back, and convinced John to ask the only question that really mattered. Locke asked "How do I save the Island?" and by reaction of both Christian and Claire it was clear that he asked the right question. As the answer turned out to be, Jacob wanted Locke and his group to move the Island. ("Cabin Fever")

Locke, Ben, and Hurley then moved on through the jungle to The Orchid station, the only place, according to Ben, where they could move the island. When Ben found a hidden case at a rock formation, Locke insisted that he open it himself. Locke looked through the binoculars he found inside, while Ben communicated with someone with a mirror. Locke questioned Ben about who he was talking to. Ben refused to tell Locke, and they continued on. The three then reached the Orchid, where they found that Keamy's team had made it there first. Ben gave Locke very specific instructions on what to do once inside the station (involving finding a secret elevator to the real station), handed him his telescopic baton, and then surrendered himself while Locke and Hurley looked on helplessly. ("There's No Place Like Home, Part 1")

An hour after Ben surrendered himself, Locke attempted to follow Ben's directions, but was unable to enter the station due to his limited botanical knowledge. Jack then appeared, confronting Locke. Locke assured Jack that he was going to move the island, which Jack stated would not happen, as it would be a miracle to move the island, and miracles never happen. Ben then appeared, and accompanied Locke into the elevator which led down into The Orchid. Upon arrival, Locke had many questions, which Ben answered by instructing Locke to watch a tape, the Orchid Orientation video. As Locke watched the video, Ben began throwing all metal objects into a "vault," despite the fact that Edgar Halliwax instructed viewers of the tape specifically not to put any metallic objects in it. Soon afterwards, Keamy arrived in the station, wounded but not killed by being shot by Richard. Locke confronted him, looking for a peaceful solution to the conflict. However, Keamy would not hear of it, telling Locke of the detonator he had strapped to his arm which would trigger an explosion of C-4 on the Kahana. Ben then attacked Keamy, to Locke's protest, stabbing him in the throat repeatedly. Despite Locke's attempts to save Keamy, Keamy died, triggering the freighter to explode. Ben then turned on the vault, causing an explosion from within. Ben then put on a parka, instructing Locke not to follow, because those who moved the island never came back. he instructed Locke to go back to The Others' camp, and that he was their leader now. Locke did so, and was welcomed by Richard. ("There's No Place Like Home, Parts 2 & 3)


ADADAN SONRA

Under unknown circumstances, Locke returned to civilization under the alias Jeremy Bentham and began contacting people who had previously been on the Island including: Walt, Hurley, Kate, and Jack. When talking to Jack, he mentioned that "very bad things" had occurred on the island and that it was Jack's fault. Locke seemed to convince Jack that he was wrong about leaving the island, but Kate apparently dismissed what Locke had to say as lies. Also being influenced by the dream where Claire stated Kate can't bring Aaron back to the island.

On April 4 2007, Locke died. His death was officially ruled a suicide, but the circumstances about his death are mysterious, and both Jack and Sayid suggest that the suicide story is a lie. When Locke was laid out for a viewing at a funeral home, Jack was the only person to attend. Later that night, Jack broke into the funeral home to look at Locke's body, and was startled by Ben who was also in the room. As Jack left Locke's coffin, Ben mentioned that if Jack wanted to return to the Island he would need everyone to come too, including Locke.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:27 pm

Locke'un Sözleri

Locke: [Monster'ın kendisini almasını neden istediğini anlatırken] Test edildiğime inanıyorum
Jack: Test edilmek mi?
Locke: Evet, test edilmek. Öyle düşünüyorum...işte bu yüzden sen ve ben her zaman anlaşamıyoruz Jack, çünkü sen bir bilim adamısın.
Jack: Evet, ve bu seni ne yapıyor?
Locke: Ben, şey, ben bir inanç adamıyım. Tüm bu olanların... bir kaza olduğuna gerçekten inanıyor musun? Bizim, bir grup yabancının, pek çoğumuzun önemsiz yaralar bu kazadan sağ çıktığımıza ? Buraya, özellikle de bu yere, sence tesadüf eseri mi düştük ? Buraya bir amaçla, bir nedenle getirildik. Her birimiz buraya bir nedenle getirildi.
Jack: Getirildik mi? Peki bizi buraya ne getirdi, John?
Locke: Ada. Ada bizi buraya getirdi. Burası sıradan bir yer değil, sen de gördün, gördüğünü biliyorum. Ama ada seni de seçti, Jack. Bu kader.
Jack: Boone ile kaderden bahsettiniz mi, John?
Locke: Boone adanın talep ettiği bir kurbandı. Ona o uçakta olanlar bizi buraya, bu yola sürükleyen, ikimiz bugüne tam da şu ana sürükleyen olaylar zincirinin bir parçasıydı.
Jack: Peki bu yol nerede bitiyor, John?
Locke: Yol ambarda bitiyor. Ambar, Jack. Herşey bizi ambarı açalım diye oldu.
Jack: Hayır, hayır, ambarın sağ kalabilmek için açıyoruz.
Locke: Sağ kalmak görecelidir, Jack.
Jack: Ben kadere inanmam.
Locke: [duraklar] Evet, inanıyorsun. Sadece daha bunu bilmiyorsun.

---------------------------------------------------------------------------------------------------
(öfke terapisi sırasında)
Locke: Francine olayı biraz fazla büyütüyor bana kalırsa. Aslında hepiniz öylesiniz. Çok ciddiyim... "Şu şu beni geri aramadı, annem benden 30 dolar çaldı" - Ben ailemin kim olduğunu bilmedim bile. Birkaç yıl önce beni doğraun annem beni bulup bana - "özel" olduğumu söyledi. Ve onun aracılığıyla gerçek babamla tanıştım - harika bir haber, değil mi? Beni sever gibi gözüktü, ama sadece böbreğimi çalana kadar, çünkü bir böbrek nakline ihtiyacı vardı. Sonra aynı doğduğum gün yaptığı gibi, beni dünyaya sanki bir parça çöpmüşüm gibi geri bıraktı.
[bağırır]
Locke: Sen de o kahrolası otuz dolarını geri istiyorsun ha? Ben böbreğimi geri istiyorum !
------------------------------------------------------------------------------------------------------
[tekrarlanan sözleri]
Locke: Bu benim kaderim. Bana ne yapamayacağımı söyleme.

------------------------------------------------------------------------------------------------------

Locke: [Tavladan bahsederken] İki oyuncu, iki taraf. Bir taraf aydınlık, diğer taraf karanlık.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: Ama adanın gözlerinin içine baktım, ve gördüğüm şey... çok güzeldi.

------------------------------------------------------------------------------------------------------

Locke: Çok da fazla inanmadığım bir şeydir... büyü. Ama bu yer farklı. Burası özel. Diğerleri bunun hakkında konuşmak istemiyor çünkü bu olnları korkutuyor ama bunu hepimiz biliyoruz, hepimiz hissediyoruz.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: [Jack'e] Bir lider nereye gittiğini bilene kadar liderlik edemez.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: [Charlie'ye güveyi anlatırken] Şu küçük deliği görüyor musun? Oradan bir güve çıkmak üzere. Şu nada tam onun içinde, mücadele halinde. Kozanın kalın çeperinden yolunu bulmaya çalışıyor. Şimdi, ona yardım edebilirim - bıçağımı çıkarır, çıkış yolunu nazikçe genişletirim, ve güve de özgür kalır - ama o zaman hayatta kalabilmek için yeterince güçlü olmaz. Mücadele doğanın onu kuvvetlendirme yoludur.
------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: Elbette, Boone'a yüzün mosmor olana kadar bağırıp durabilirsin, ama yaptığın tek şey ona istediğini vermek.
Shannon: Öyle mi? Neymiş o?
Locke: Senin ilgin.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: Bu adadaki tek insanlar biz değiliz, ve hepimiz de bunu biliyoruz !

------------------------------------------------------------------------------------------------------

Locke: Buna inanmak neden sana bu kadar zor geliyor?
Jack: Sana neden bu kadar kolay geliyor?
Locke: Hiç bir zaman kolay olmadı !
------------------------------------------------------------------------------------------------------

Locke: [Jack'e] Biz kim oluyoruz da insanlara ne yapıp yapamayacaklarını söyleyebiliyoruz ?

------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eko: Bunu yapıyoruz çünkü bunu yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Senin düğmeye basmanın nedeni de bu değil miydi John?
Locke: Ben hiç bir zaman... birşey yapmam gerektiğini düşünmedim! Küçük acınası hayatımın her saniyesi bu düğme kadar işe yaramaz ! Bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun? Gerekli olduğunu mu? Bu hiçbir şey değil, hiçbir anlamı yok; sen kim oluyorsun da bana bunun tersini söyleyebiliyorsun ?
------------------------------------------------------------------------------------------------------
Desmond: [Locke bilgisayarı kırınca] Bizi öldürdün. Hepimizi öldürdün.
Locke: Hayır. Sadece hepimiz kurtardım.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: [Eko'ya, ambar sarsılmaya başlayınca] Yanılmışım.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Locke: Bu yerin ne olduğu hakkında en ufak bir fikrin olsaydı tavuğu buzdolabına koyuyor olmazdın.
Ben: Sen 80 gündür bu adadasın, John. Ben tüm hayatım boyunca buradaydım. O halde bu adayı benden daha iyi bildiğini sana düşündüren ne?
Locke: Çünkü sen tekerlekli sandalyedesin, ve ben değilim.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arminas
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 113
Yaş : 23
Puan : 118
Rep : 1
Kayıt tarihi : 22/07/08

MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   Cuma Ağus. 28, 2009 11:30 pm

Locke ve İnanç
Locke'un genel olarak kader ve olayların nedenselliği kavramına inancı hayatının en belirleyici özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkar.
- Annesinin ona özel olarak tasarlanmış, "lekesiz bir rahme düşmenin" sonucu olduğunu söylemesi, onun kendisini özel olarak hissettiği bir zamandır. Babasının hayatına tekrar girmesini de kaderin cilvesi olarak yorumlayan Locke'un hayalkırıklığı bu nedenle çok derin olur.

- Adaya geldiğinde sakatlığından kurtulması da onun kendisinden daha kudretli bir varlığa olan inancını destekler niteliktedir. Bu sefer güçlü olan "ada"dır ve ona yürüme kabiliyetini geri vermiştir. Locke'un adaya olan inancında sarsılmaların başlaması ile bacaklarındaki hissi kaybetmesi ile Boone'nun uçağa çıkarak düşüp ölmesi, adanın ona verdiği br mesajdır. Sonrasında kapağa vurarak "benden ne istiyorsun?" diye haykırdığında yukarıya yansıtılan ışığı da bir mesaj olarak olarak algılar. Sonardan anlaşılır ki bu yukarıdaki sesleri duyan Desmond'ın tuttuğu bir fenerdir.

- İkinci sezonda bilgisayara sayıların girilmesi gibi önemli olduğuna kesinlikle inandığı bir göreve adanan Locke, Henry Gale ismi ile Ben'in ortaya çıkarak onun aklını çelmesi ile bu görev hakkında şüphe beslemeye başlar. Ardından bulunan Pearl istasyonundaki video ise onun tam olarak inancını kaybetmesine ve bir oyunun kurbanı olduğuna inanmasına neden olur. Her ne kadar Eko onu inancını koruması ve sayıları girmeye devam etmesi için ikna etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Bu da Locke'un neden olduğu felakete yol açarken Locke'un dehşet içinde söylediği "Yanılmışım" sözleri artık durumu değiştiremeyecektir.

- Üçüncü sezonun başında konuşamadığını farkeden Locke, artık inancının tekrar, üstelik daha da güçlü bir şekilde kazanmıştır. Bu nedenle ilk yapmayı düşündüğü şey "ada ile konuşmak" olur. Bu da aslında birinci sezondaki, adanın spritüel bir enerji merkezi olduğuna ve iletişim kurulabilecek özellikte bir varlık olduğuna dair inanç besleyen Locke'un geri dönüşüdür. Eko'nun Monster tarafından öldürülmesini takiben, Locke ona inancını yeniden kazanmasına yardımcı olduğu için teşekkür eder. Sonrasında bu inanca bağlılık, aynı birinci sezonda dışarı ile bağlantı kurma çabalarını baltaladığı gibi, Flame ve denizaltını havaya uçurmasına neden olacak ölçüdedir.

Yine bu inanç ve ada ile kurduğu garip ve gizemli bağ nedeniyle, Locke Ben'in de çok dikkatini çekmiştir. Bu yüzden Ben Locke'a babasını sunarken, aynı zamanda ada ile olan özel bağını da merak ettiğini söyler.

Kısacası, Locke bir inanç adamı olmasının getirdiği duygusal aşırılıklarla başkaları için sonuçlarını düşünmeksizin eylem planlarını uygulamaya geçirebilmektedir. Bu nedenle kontrol edilmesi çok zor, ama manipüle edilmesi çok kolay bir kişilik portresi çizmektedir. Bu duygusal duruş aynı zamanda onun ne kadar tehlikeli olabileceğinin de açık bir göstergesidir.

İsmi Ne Anlama Geliyor ?
Johnathan: "Tanrı'nın armağanı" (Kral Saul'un Davud'u öldürmesine engel olan, mertliği, cömertliği ve bencil olmaması ile tanınan İbrani prensi) (Nathan ile yakın bir isimdir.)
John : "Tanrı bağışlayıcıdır"
Athan : "Ölümsüz, sonsuz hayat" (John+Athan - Athanasios'dan gelir)
Locke : "Orman, ağaçlık"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: John Locke/Terry O'Quinn   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
John Locke/Terry O'Quinn
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» john morrison istanbula gidiyor ve bilgehan demir le röportaj yapıorr ve cocukbgazetelerinde magaznlerde morrison ın haberleriii varrrr
» 4 Ekim RAW Sonuçları
» Eve Torres
» WWE Kıyafet Alım/Satımı
» TABLE MAÇ WWE ŞAMPİYONLUĞU İÇİN JOHN CENA VS TRIPLE-H

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Supernatural-Fans :: Televizyon :: Diğer :: Lost-
Buraya geçin: